
Sadullah Paşa Kimdir? Hayatı, Görevleri ve Edebî Kişiliği
Osmanlı modernleşmesinin sancılı dönemlerinden biri olan Tanzimat süreci, yalnızca siyasal ve idarî dönüşümlerle değil; bu dönüşümlere yön veren güçlü aydın figürlerle de şekillenmiştir. Sadullah Paşa, hem üst düzey devlet görevlerinde bulunmuş bir bürokrat hem de sade dili ve ilerlemeci düşünce yapısıyla yeni edebiyatın oluşumunda etkili olmuş isimlerden biridir. Hayatı boyunca bürokrasi, edebiyat ve siyaset arasında sıkışan bu çok yönlü şahsiyet, Tanzimat Dönemi’nin en dikkat çekici ama en hüzünlü aydınlarından biri olarak öne çıkar.
İçindekiler (Hızlı Erişim)
- Sadullah Paşa’nın Hayatı ve Aile Çevresi
- Eğitim Süreci ve Dil Birikimi
- Devlet Hizmetine İlk Adımlar
- Tercüme Odası Yılları ve Entelektüel Çevre
- Bürokratik Yükseliş ve Önemli Görevler
- Matbuat Müdürlüğü ve Siyasi Kırılma
- Yüksek Devlet Görevleri ve Uluslararası Temsil
- Gurbet Yılları ve Trajik Son
- Eserleri ve Genel Değerlendirme
Sadullah Paşa’nın Hayatı ve Aile Çevresi
Mehmed Sadullah Râmî Paşa, 18 Kasım 1838 tarihinde Erzurum’da dünyaya geldi. Doğduğu şehir, babasının görev yeri olmakla birlikte ailesinin kökeni Ankara’nın Ayaş kazasına dayanır. Dedesi Ayaş Müftüsü Hasan Efendi, babası ise Osmanlı bürokrasisinde çeşitli vilayetlerde valilik yapmış olan vezir Mehmed Es’ad Muhlis Paşa’dır (Akyıldız 2011: 1). Babası yalnızca bir devlet adamı değil, aynı zamanda edebiyatla yakından ilgilenen, şiirle meşgul olmuş bir entelektüeldi. Takvimhane-i Âmire’de H.1268 yılında taşbasması olarak basılan küçük Dîvân’ı, bu yönünün somut bir göstergesidir.
Es’ad Paşa’nın dönemi için dikkate değer bir başka özelliği de sahip olduğu geniş kütüphanedir. Zengin ve değerli kitaplardan oluşan bu kütüphane, Sadullah Paşa’nın erken yaşlardan itibaren ilim ve kültür ortamı içinde yetişmesini sağlamıştır (Akyıldız 2011: 2-4). Sadullah Paşa’nın annesi bir cariyeydi; Es’ad Paşa’nın beş kız ve beş erkekten oluşan çocuklarının tamamının annelerinin cariye olduğu anlaşılmaktadır. 1851 yılında Es’ad Paşa’nın vefatı, henüz çocuk denecek yaştaki Sadullah Paşa için hayatının ilk büyük kırılma noktası olmuştur.
Aile çevresi bakımından devlet hizmetiyle iç içe büyüyen Sadullah Paşa’nın amcası Hacı Mes’ûd Ağa da önemli resmî görevlerde bulunmuş bir isimdir. Bu çevre, onun hem idarî hem de fikrî dünyasının şekillenmesinde etkili olmuştur.
Eğitim Süreci ve Dil Birikimi
Sadullah Paşa, eğitimine Darülmaarif Rüşdiyesi’nde başladı. Bu eğitimin ardından yalnızca resmî öğrenimle yetinmeyerek özel hocalardan ders aldı ve umumi derslere katıldı. Fıkıh alanında şerh-i akaid ve mülteka gibi metinler üzerinde çalıştı; Arapça ve Farsçanın yanı sıra doğu edebiyatı ve batı edebiyatı hakkında bilgi edindi. Hukuk, siyaset ve iktisat dersleri almasının yanında fizik ve kimya gibi pozitif bilimlerle de ilgilendi.
Dil bilgisi bakımından döneminin birçok aydınına kıyasla ileri bir düzeydeydi. Farsça ve Fransızcayı okuyup yazabilecek seviyede biliyor, Almancayı ise konuşabiliyordu (Akyıldız 2011: 5). Bu dil donanımı, ilerleyen yıllarda onu Bâbıâli Tercüme Odası gibi kritik bir kurumda görev almaya hazırlayan en önemli unsurlardan biri olmuştur.
Devlet Hizmetine İlk Adımlar
Sadullah Paşa, babasını kaybettikten iki yıl sonra, 1853’te devlet hizmetine girdi. Henüz genç yaşta maaşsız ve aday memur (mülâzım) olarak Maliye Hazinesi Varidat Kalemi’nde görevlendirildi. Bu ilk görev, onun Osmanlı bürokrasisindeki uzun kariyerinin başlangıcını oluşturdu.
1856 yılında Fransızca bilgisinin fark edilmesi üzerine Bâbıâli Tercüme Odası’na alındı. Burada 4 lira maaşla göreve başlayan Sadullah Paşa’nın maaşı kısa süre içinde birkaç kez artırılarak 13 liraya kadar yükseldi. Bu durum, hem yetkinliğinin hem de kurum içindeki güvenilirliğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
1861 yılında, daha sonra kendi adıyla anılacak olan Sadullah Paşa Yalısı’nı 750 lira peşinatla satın alması, onun devlet hizmetindeki istikrarlı yükselişini ve sosyal konumunu da yansıtmaktadır.
Tercüme Odası Yılları ve Entelektüel Çevre
1860’lı yıllarda Sadullah Paşa’nın görev yaptığı Bâbıâli Tercüme Odası, yalnızca bir resmî daire değil; aynı zamanda dönemin önemli fikir ve edebiyat insanlarının yetiştiği bir mektep niteliğindeydi. Sadullah Paşa’nın halifelik yaptığı bu dönemde, kurum Osmanlı modernleşmesinin düşünsel merkezlerinden biri hâline gelmişti.
Bu çevrede Tercüman Ârifî Bey, Münif Efendi, Kâmil Efendi, Namık Kemal, Safvet Paşa-zâde Re’fet Bey, Hâlis Efendi, Abdülhak Hâmid ve ağabeyi Nasûhî Bey gibi isimler bulunuyordu. Sadullah Paşa, bu isimlerle aynı ortamda bulunarak hem idarî hem de fikrî açıdan gelişme imkânı buldu. Ayrıca dahiliye nazırlarından Sa’id Paşa ile Mısırlı Yûsuf Kâmil Paşa’nın himayesini gördü (Akyıldız 2011: 6).
Bürokratik Yükseliş ve Önemli Görevler
Sadullah Paşa’nın Tercüme Odası’ndaki etkinliği, onu kısa sürede Osmanlı bürokrasisinin üst kademelerine taşıdı. 1865 yılında Meclis-i Hazain Kalem Müdürlüğü’ne, 1867’de ise Mezahip Kalemi Müdürlüğü’ne getirildi. Aynı yıl, Mustafa Fazıl Paşa’nın Sultan Abdülazîz’e yazdığı ve dönemin siyasal atmosferi açısından büyük yankı uyandıran mektubu Fransızcadan Türkçeye çevirdi. Metni Ebuzziya Tevfik’e dikte ettirdiği bu çeviri, elli bin adet basılarak İstanbul’da dağıtıldı ve döneminin en önemli gelişmeleri arasında yer aldı.
Mektup, halkın anlayabileceği sade bir Türkçeyle çevrilmişti. Ancak kısa sürede ve gizlilik içinde hazırlanmış olması, metinde bazı cümle düşüklüklerine ve anlam belirsizliklerine yol açmıştır (Akyıldız 2011: 8). Bu durumun, çevirmenin kimliğinin gizlenmesi amacıyla bilinçli olarak yapılmış olabileceği de ileri sürülmüştür. Buna rağmen söz konusu metinde Sadullah Paşa’nın yerleşik ve güçlü üslubunu tam anlamıyla görmek mümkün değildir.
1868 yılında Şura-yı Devlet Maarif Dairesi başmuavinliğine, 1869’da ise Şura-yı Devlet üyeliğine getirilen Sadullah Paşa, bu dönemde Maarif-i Umumiye Nizam-nâmesi’nin hazırlanmasına önemli katkılar sundu. 1870’te Şura-yı Devlet başkâtibi, 1871’de ise Matbuat Müdürlüğü de uhdesinde olmak üzere Divan-ı Hümayun tercümanı oldu. Bu görevleri sırasında padişah huzuruna çıkıyor ve yabancı konuklara tercümanlık yapıyordu. Hizmetleri karşılığında Avusturya ve İtalya tarafından kendisine nişanlar verildi.
Matbuat Müdürlüğü ve Siyasi Kırılma
Matbuat Müdürlüğü görevi, Sadullah Paşa’nın kariyerinde önemli bir kırılma noktasıdır. Bu görevdeyken Diyojen ve İbret gazetelerinin süresiz, Hadika’nın ise iki ay süreyle kapatılmasına ilişkin kararların altında imzası bulunuyordu. Bu kararlar, Genç Osmanlılarla arasının açılmasına neden olmuş gibi görünse de, dönemin siyasi şartları içinde Sadaret makamının bu yönde baskı yaptığı bilinmektedir. Nihayetinde Genç Osmanlıların tutuklanması sürecinde Sadullah Paşa da Matbuat Müdürlüğü görevinden alındı (10 Nisan 1873).
Buna rağmen devlet hizmetinden tamamen uzaklaştırılmadı. Mayıs 1873’te Maarif Nezareti müsteşarlığına, Şubat 1874’te ise ikinci kez Divan-ı Hümayun tercümanlığına getirildi. Bu görev sırasında Anadolu’da yaşanan büyük kıtlıkla mücadele amacıyla kurulan Dersaadet İane-yi Musabin Komisyonu’nun başkanlığına tayin edildi. Komisyon başkanı olarak yürüttüğü çalışmalar, kamuoyunda büyük takdir topladı.
Yüksek Devlet Görevleri ve Uluslararası Temsil
Komisyon başkanlığı sürerken Divan-ı Hümayun âmedciliği ve ardından Defter-i Hakanî Nazırlığı görevlerini üstlenen Sadullah Paşa, böylece fiilen hükümet üyeleri arasına girmiş oldu. Rumeli Demiryolları Teftiş Heyeti’nde görev aldı; bütçe açığını kapatmak amacıyla Sadrazam Ahmed Esad Paşa başkanlığında kurulan Islahat Komisyonu’nda yer aldı. Emniyet Sandığı’nın kuruluşunda ve daha sonraki teftiş sürecinde de etkin rol oynadı.
Ahkâm-ı Adliyye Nezareti’nden ayrılarak bağımsız hâle getirilen Mahkeme-i Temyiz’in ilk başkanı olan Sadullah Paşa, bu görevdeyken 1 Nisan 1876’da Ticaret Nazırlığı’na atandı. Sultan Abdülazîz’in tahttan indirilmesinin ardından tahta çıkan V. Murâd döneminde Mabeyn başkâtibi oldu (Akyıldız 2011: 29). Ancak bu görevi istemeden kabul etmişti ve bu durum, hayatının geri kalanını belirleyen bir dönüm noktası hâline geldi.
II. Abdülhamîd’in tahta çıkmasıyla birlikte Sadullah Paşa’ya duyulan güvensizlik açık biçimde ortaya çıktı. Mabeyn başkâtipliğinden alınan Paşa, Eylül 1876’da Filibe olaylarını araştırmakla görevlendirildi. 93 Harbi’nin ardından Berlin Sefareti’ne atandı; Yeşilköy barış görüşmelerine ikinci murahhas olarak katıldı ve Ayastefanos Antlaşması’nı imzalayan heyette yer aldı. Berlin Kongresi’nde de Osmanlı Devleti’ni temsilen bulundu.
Gurbet Yılları ve Trajik Son
Aralık 1881’de kendisine vezirlik rütbesi ve paşalık unvanı verildi. Nisan 1883’te Viyana sefiri olarak atanan Sadullah Paşa, bundan sonraki hayatını yurt dışında geçirdi. Yaklaşık on dört yıl boyunca İstanbul’a dönmesine izin verilmedi; eşi ve kızını da yanına alamadı. II. Abdülhamîd’in bitmeyen şüpheleri, onu yalnız ve hüzünlü bir gurbet hayatına mahkûm etti.
Bu dönemde Anna Schumann adlı Bohemyalı bir kadınla yaşadığı yasak ilişki ve kadının hamile kalması, Paşa’yı içinden çıkılmaz bir bunalıma sürükledi. 14 Ocak 1891’de Viyana Sefareti’ndeki odasında banyo kazanının gaz hortumunu soluyarak intihara teşebbüs etti. Baygın hâlde bulunan Sadullah Paşa, doktorların tüm çabalarına rağmen kurtarılamadı ve 18 Ocak 1891’de hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Ayasofya Camii’nde kılınan namazın ardından II. Mahmûd Türbesi haziresine defnedildi.
Eserleri ve Genel Değerlendirme
Sadullah Paşa’nın eserlerinin büyük bölümü kayıptır. Ondokuzuncu Asır şiiri, Lamartine’den çevirdiği Göl ve Homeros’un İlyada Destanı’ndan yaptığı çeviri onun edebî yönünü yansıtan başlıca örneklerdir. Nesirde ise Maarif-i Umumiye Nizam-nâmesi’ne yazdığı Esbâb-ı Mûcibe layihası ve çeşitli resmî yazıları dikkat çeker.
Ebuzziya Tevfik tarafından Şinâsi, Ziyâ Paşa ve Namık Kemal’le birlikte yeni edebiyatın kurucuları arasında gösterilen Sadullah Paşa, sade ve anlaşılır dili, ilerlemeci düşünce yapısı ve eğitim alanındaki katkılarıyla Tanzimat Dönemi’nin önemli aydınlarından biridir. Çok sayıda üst düzey görevde bulunmasına rağmen sicilinde tek bir şikâyet kaydının yer almaması, onun görev anlayışını ve kişisel dürüstlüğünü açıkça ortaya koymaktadır.


