
“Onlar” Şiiri Üzerine Bir İnceleme – Mehmet Behçet Yazar
Şiirde merkeze alınan “onlar” sözcüğü, belirli bir kişi ya da nesneyi karşılamaktan çok, söyleyicinin iç dünyasında etkili olan varlık ve görünüşlerin tamamını kapsayan bir alan açar. Bu alan, hayal, vecd ve estetik duyarlıkla ilişkilidir; şiirin anlam örgüsü de bu belirsiz fakat kuşatıcı çerçeve içinde ilerler. Söyleyici, yaşadığı duyguları somut bir gerçekliğe bağlamaz; onları rüya, tahayyül ve geçicilik duygusu eşliğinde dile getirir.
İçindekiler (Hızlı Erişim)
Şiirde “Onlar” Sözcüğünün Kurduğu Algı Alanı
Şiirde zihniyet, “onlar” sözü etrafında kurulan algı biçimi üzerinden belirginleşir. Bu sözcükle kastedilenler açıkça adlandırılmaz; ancak metin boyunca kullanılan dil göstergeleri, bu varlıkların niteliğini sezdirir. “Onlar”, söyleyicinin “ben”ini “ser-mest-i tahayyül” hâline getiren, onu gündelik gerçeklikten uzaklaştıran etkiler bütünüdür. Bu etkiler, sabit ve kalıcı değildir; aksine uçucu, zamansız ve değişken görünüşler taşır.
Metinde “bazen” kelimesinin tekrarı, bu zihniyetin süreksizliğini ortaya koyar. Söyleyici, kimi anlarda hayal ve estetik hazla dolarken, bu hâlin devamlı olmadığının da farkındadır. “Onlar”ın varlığı, insanda hüzün ve aşk gibi duyguları uyandırmaya elverişli bir özellik taşır; ancak bu duygular, belirli bir temele oturmaz. Zihniyet, bu yönüyle, güzellik ve ilhamla temas eden fakat bu temasın geçiciliğini sezmiş bir algıyı yansıtır.
Şiirin ilerleyen kısımlarında bu algı, içsel bir huzursuzlukla birlikte görünür. Söyleyici, estetik hazdan doğan duyguların insan ruhunda bıraktığı etkiyi sorgular. “Onlar”ın çağrıştırdığı güzellikler, kalıcı bir doyum sağlamaz; aksine, geçip giden bir coşkunun ardından eksiklik hissi bırakır. Bu durum, şiirin zihniyetinde belirleyici bir yer tutar.
Hayal, Vecd ve Geçicilik Arasında Şekillenen Yapı
Metnin yapısı, “onlar” sözcüğünün tekrarıyla anlamlı birimlere ayrılır. İlk bölümlerde, bu sözcükle ifade edilen varlık ve görünüşlerin söyleyicide uyandırdığı hayal ve vecd hâlleri ön plandadır. Bu birimlerde duygu yoğunluğu giderek artar. Ancak son kısımda yapı belirgin bir dönüşüm geçirir. “Aşk u muhabbet”in “bir sine-i mecrûh” ile ilişkilendirilmesi ve her şeyin “bir tozdan ibaret” görülmesi, önceki bölümlerde dile getirilen hâllerin bir sonuca bağlandığını gösterir. İki kez yinelenen “eyvah” duygusu, yaşananların bir aldanma olarak kavrandığını düşündürür; yapı, bu fark edişle tamamlanır.
Aşk ve Muhabbetin Kırılgan Doğası
Metindeki anlam örgüsü, birimler arasında kurulan ortak payda üzerinden temaya ulaşmayı mümkün kılar. Şiirde tema, tek başına ele alınmış bir duygu değildir; aksine “aşk ve muhabbet” gibi duyguların, onları algılayan insanla kurduğu ilişkinin ürünü olarak ortaya çıkar. Bu duygular, somut ve kalıcı bir gerçeklikten çok, “uçucu, renkli, varlığı hissedilmeyecek ölçüde hafif görünüşler”le birlikte düşünülür. Böylece tema, doğrudan aşkın kendisini değil, aşkın insan ruhunda doğuş ve dağılma biçimini merkeze alır.
Metnin son bölümünde yer alan “bir sine-i mecrûh” ve “bir tozdan ibaret” ifadeleri, temanın yönünü açık biçimde belirler. Aşk ve muhabbet, burada yüceltilmiş idealler olarak değil; yaralı bir iç dünyada geçici etkiler bırakan hâller olarak anlam kazanır. İnsanı etkileyen güzellik unsurları ile bunları algılayan gönül arasındaki ilişki, temanın temelini oluşturur. Bu ilişki, sade ve tek yönlü değildir; her iki taraf da sürekli değişir. Bu nedenle aşk, sabit bir duygu değil, değişken bir yaşantı hâlidir.
Tema bu çerçevede, güzelliğin insanda uyandırdığı duygu ile bu duyguyu taşıyan iç dünyanın karşılıklı etkileşimine dayanır. Metindeki birimler, bu etkileşimi farklı görünümler altında tekrar ederek temayı besler. Şiirin sonunda yer alan “eyvah” tekrarları ise, bu yaşantının bir aldanma hissiyle sonuçlandığını düşündürür. Böylece tema, baştan sona aynı duygu yoğunluğu içinde ilerler ve son birimde açık bir fark edişle tamamlanır.
Söyleyişi Belirleyen Dil Arayışı
Şiirin dili, XX. yüzyıl başlarında Edebiyat-ı Cedide zevkini sürdüren şairlerin şiir anlayışıyla ilişkilidir. Ancak bu ilişki, doğrudan bir tekrar biçiminde değildir. Metinde kullanılan dil, dönemin standart dilinden belirli sapmalar gösterir. Bu sapmalar yalnızca kelime seçimiyle sınırlı kalmaz; imge, şiir cümlesi ve söyleyiş düzeylerinde de kendini gösterir. Böylece dil, yeni bir arayışın işaretlerini taşır.
Şiirde yer alan kelime ve kelime grupları, bu sapmaların ortak özelliklerini ortaya koyar. Söyleyici, alışılmış anlatım kalıplarını zorlayan bir dil kullanarak, duyarlığını ve iç hâllerini sezdirme yolunu tercih eder. Bu dil anlayışı, anlamı doğrudan açıklamak yerine, çağrışım yoluyla kurar. İmgeler, şiirin anlam dünyasını genişleten temel unsurlar hâline gelir.
Dil ile söyleyiş arasındaki ilişki, metnin bütününde belirleyicidir. Söyleyicinin zevki ve anlayışı, kelime seçimini ve anlatım biçimini yönlendirir. Bu durum, şiirin dilinde görülen çözülme ve arayış hissini güçlendirir. Metin, bu yönüyle, aynı örneklerin tekrarını yenilik sayan bir anlayıştan uzaklaşarak, farklı bir ses ve söyleyiş denemesi olarak dikkat çeker.
Ses, Ritim ve Konuşma Hâline Yaklaşan Âhenk
Metinde âhenk, dil ve söyleyişten bağımsız bir unsur olarak ele alınamaz; aksine bunlarla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Söyleyici konumundaki kişinin zevki, anlayışı ve kimliğini oluşturan diğer özellikler, kelime seçimini ve söyleyiş tarzını doğrudan belirler. Bu nedenle şiirdeki ses düzeni, dıştan dayatılmış bir ölçü ya da kalıp olmaktan çok, konuşma hâline yaklaşan bir akışla kurulur. Âhenk, söyleyicinin ruh hâline bağlı olarak şekillenir.
Metin, bir soru cümlesinin söylenişini andıran bir başlangıç hissi uyandırır; ardından daha alt düzeyde, ses tonunun düştüğü söz grupları gelir. Baştan sona, tek başına konuşan bir insanın vurguları ve tonlamalarıyla ilerleyen bir ses düzeni hissedilir. Bu durum, şiirin seslendirilmesinde ritmin katı kurallara bağlı kalmadığını; söyleyicinin zevkine uygun biçimde düzenlendiğini gösterir. Ritim endişesi, her seviyedeki ses benzerlikleriyle birlikte, sohbeti tek başına sürdüren bir anlatım havası oluşturur.
Âhenkte görülen bu yapı, dilde ve seslendirmede bir çözülüşün ve yeni bir arayışın ifadesi olarak değerlendirilebilir. Ancak bu arayışı, Edebiyat-ı Cedide şiirinin dil ve âhenk anlayışının aynen sürdürülmesi şeklinde görmek doğru olmaz. Böyle bir değerlendirme, olmayan bir şeyi var göstermeye yol açar. Aynı şekilde, bütünüyle yeni ve kesin bir ses ortaya konduğunu ileri sürmek de iddialı olur. Metin, bu iki uç arasında, geçiş hâlini yansıtan bir söyleyişe sahiptir.
Âhenk, şiirin anlam dünyasını destekleyen bir unsur olarak işlev görür. Söyleyicinin hayal, vecd ve aldanma duyguları, ses düzeninde de karşılık bulur. Yükselen ve alçalan tonlar, tekrarlar ve duraklar, şiirin duygusal seyrini izler. Bu nedenle âhenk, yalnızca kulağa hoş gelen bir ses düzeni değil; metnin zihniyetini ve temasını tamamlayan bir yapı unsurudur.
Sonuç olarak şiirde âhenk, anlamdan ayrı düşünülemeyecek bir bütünlük içinde yer alır. Söyleyicinin iç dünyasında yaşanan geçici coşku, hayal ve fark ediş hâlleri, ses ve ritim aracılığıyla görünür kılınır. Metin, bu yönüyle, dilde ve seslendirmede çözülme ile arayışın iç içe geçtiği bir örnek olarak tamamlanır.


