
Tuna Kıyısında Şiir Tahlili | Enis Behiç Koryürek
Enis Behiç Koryürek’in “Tuna Kıyısında” adlı şiiri, gurbette bulunan bireyin mekân, tarih ve mensubiyet duygusu etrafında şekillenen iç dünyasını ortaya koyar. Şair, Tuna kıyısından İstanbul’a ve vatana uzanan çağrışımlar aracılığıyla, bireysel duyarlılıkla millî bilinci aynı söyleyiş içinde birleştirir. Şiir, gurbet duygusunun doğurduğu hüznü, tarih ve millet bilinciyle bütünleştirerek dikkat çekici bir zihniyet çerçevesi sunar.
İçindekiler (Hızlı Erişim)
Tuna Kıyısında Şiirinde Zihniyet ve Düşünce Çerçevesi
Enis Behiç’in “Tuna Kıyısında” adlı şiiri, zihniyet bakımından değerlendirilirken, şairin Ahmed Hikmet Müftüoğlu’na ithaf ettiği “İstiğna” şiiri ile birlikte “Ey Türkeli!”, “Ordunun Duası”, “Çanakkale Şehitliğinde”, “Turan Kızları”, “Millî Neşîde”, “Ey Meriç”, “Kıbrıs”, “Vatan Mersiyesi”, “Süvariler” ve “Gemiciler” adlı şiirleri de birlikte düşünülmelidir. Bu nedenle metin, tek başına ve rastlantısal bir söyleyiş olarak değil, şairde süreklilik gösteren bir eğilimin parçası olarak ele alınır. Aynı şekilde sayılan metinler de bu şiirle aynı zihniyet çevresinde değerlendirilmesi gereken örneklerdir.
Metinde gurbet duygusu, doğa sevgisi, vatana bağlılık ve bir millete mensup olmanın bilincini ifade eden mensubiyet duygusu birlikte yer alır. Bununla birlikte şiir, bireyin kendi kimliğini anlama ve değerlendirme çabasını açık biçimde ortaya koyar. Bu nedenle zihniyet, mensubiyet duygusu ile kültür değerlerinin bir araya gelerek millet kelimesiyle ifade edilen bütünlüğü oluşturduğunu kabul eden bir anlayış ve düşünce tarzı olarak belirginleşir.
Metnin yapı, ses ve söyleyişinde ise aynı dönemde izlenen iki farklı duyarlılığın kaynaştığı görülür. Bu duyarlılık, bir yandan Edebiyat-ı Cedide zevki, öte yandan Millî Edebiyat’a vücut veren düşünce ve heyecandan kaynaklanır. Böylece şiir, bu iki anlayışın birleştiği bir söyleyişe ulaşır.
Birinci Bölümde Yapının Kuruluşu
“Tuna Kıyısında” adlı uzun şiir, dört mısralık bentlerden meydana gelir ve rakamlarla gösterilen iki bölüme ayrılır. Birinci bölümde dört, ikinci bölümde ise sekiz kıta yer alır. Bu nedenle yapı incelemesine önce birinci bölümden başlamak gerekir.
Birinci bölümde yer alan ilk iki dörtlük, birer birim durumundadır. İlk dörtlükte “ben”in yaşadığı gurbet duygusu dile getirilir; ancak mekân açıkça belirtilmez ve bu duygunun hangi yönleriyle ele alınacağı doğrudan gösterilmez. Buna karşılık ikinci dörtlükte “ben”in Tuna çevresinde bulunduğu ve güneş batarken ortaya çıkan doğal görünüşün İstanbul’u, özellikle de Boğaziçi’ni hatırlattığı ifade edilir. Böylece gurbet duygusu, belirli bir mekân üzerinden somutlaştırılır.
Birinci bölümün son birimi iki dörtlükten oluşur. Bu birimde akşam saatlerinde ortaya çıkan doğal görünüş ve bunun uyandırdığı duygular bakımından, “ben”in bulunduğu Tuna çevresi ile hatıraları ve memleket sevgisiyle bağlı olduğu İstanbul ve Boğaziçi karşılaştırılır. Bu karşılaştırmada mantıksal ölçülerden çok, gurbet duygusunun belirleyici olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tuna Kıyısında Şiirinde Tema ve Anlam Bütünlüğü
“Tuna Kıyısında” adlı şiir, yapı bakımından iki bölüme ayrılarak değerlendirilir. Birinci bölümde gurbette bulunan insanın yaşadığı vatan hasreti öne çıkar. Buna karşılık ikinci bölümde milliyet duygusu ve vatana bağlılık belirginleşir. Bununla birlikte her iki bölümde de gurbetteki bireyin bulunduğu yer ile kendi vatanını karşılaştırdığı açıkça görülür. Böylece mekân, hem gurbet duygusunun hem de millî bilincin şekillenmesinde belirleyici bir unsur hâline gelir.
Metindeki birimler ve bölümler etrafında birleşen duygu ve düşüncenin en kısa ve kesin ifadesi tema olarak kabul edildiğinde, şiirin teması belirginleşir. Buna göre tema, insanın hatıraları, mensubiyet duygusu, kültür ve zevk birikimi aracılığıyla vatanına bağlanması ve onu sevmesi düşüncesi çevresinde oluşur. Bu nedenle metnin teması, kişide vatan sevgisini besleyen temel kaynakların ifadesi olarak ortaya çıkar. Aynı şekilde şiir, bireyin kimliğini tarih ve millet bilinci içinde değerlendirme çabasını yansıtır.
Dil Özellikleri ve İfade Düzeyi
“Tuna Kıyısında” adlı şiirin dili, 1915–1922 yılları arasında yaşananların şairin duyarlılığıyla ifadesi olarak düşünülmelidir. Enis Behiç’in bu yıllar arasında Budapeşte’de görevli olması, metinde dile getirilen gurbet duygusunu açıklar. Bu nedenle şiirin dili, 1915 sonrasındaki Türkiye Türkçesinin özelliklerini yansıtır. Metinde Edebiyat-ı Cedide’den gelen ağır ve süslü bir kelime kadrosu görülmez. Buna karşılık dilde sadeleşme hareketinin prensiplerine uyulduğu dikkati çeker.
Standart dil, metnin temel zeminini oluşturur. Buna karşılık bazı söz gruplarında bilinçli sapmalar yer alır. “Bir vefa ararım kalbe dolacak”, “gurbetin yabancı güzelleri”, “sedef mehtaplarından ışık veren”, “titreyen bir siyah elmas yol” ve “aşk ile tutuştu kanım” gibi ifadeler, imgenin çoğunlukla bir söz grubu aracılığıyla kurulduğunu gösterir. Bu durum, hayalin henüz yoğunlaşıp tek bir imge hâline gelmediğini düşündürür.
Ahenk, Ses ve Söyleyiş
Metnin söyleyişi, Işık tarzı şiiri hatırlatmakla birlikte onun doğrudan devamı olarak değerlendirilemez. Burada söz konusu olan, Işık tarzını taklit etmek değil, ondan yararlanarak yeni bir söyleyişe ulaşma çabasıdır. Metinde ne şen ve şakrak bir ses ne de kahramanlık gösterisine dayalı bir ton hâkimdir. Söyleyici, gurbet duygusunu ve bu duygunun doğurduğu hüznü derinliğine yaşayan biridir.
Bu hüzünlü söyleyiş, ses ve tonlamayı belirlerken, millî haykırış ile vatan düşüncesi arasındaki farkı da ortaya koyar. Macarlardan söz edilen bölüm ile “ben”in kendi vatanına yöneldiği kısım arasındaki ses farkı, şu mısralarla açık biçimde dile getirilir:
“Benim de sesimi işitti Tanrı: /
‘Ya benim vatanım?… Benim vatanım…’”
Bu mısralarla birlikte metinde yalnızca sözlerle değil, ahenk yoluyla da tema ifade edilir. Böylece şiir, gurbette yaşanan hüznü, millî bilinç ve vatan sevgisiyle birleştiren bütünlüklü bir yapı kazanır.


