
İstanbul Akşamı Şiiri İncelemesi | Fecr-i Âti
İstanbul Akşamı, Fecr-i Âti şiirinde akşam temasının belirli bir mekâna bağlı olarak işlendiği nadir örneklerden biridir. Hamdullah Suphi’nin bu şiiri, İstanbul’un renk, ışık ve sessizlik unsurlarıyla bir tabloya dönüştürüldüğü; tarihî ve sosyal yorumdan ziyade estetik bakışın öne çıktığı bir şiir anlayışını yansıtır.
İçindekiler (Hızlı Erişim)
İstanbul Akşamı
Fecr-i Âti şairleri genellikle gerçeği silen ve onun yerine bir hayal âlemi kuran şiirler yazmışlardır. İstanbul Akşamı, içlerinde gözlerinin önünde bulunan manzarayı tasvir etmeyi tercih eden bu şairlerin denemelerinden biridir.
Burada tasvir edilen yer ve dış âlemden alınan unsurlar bellidir; Şiirde İstanbul; uzakta karlı tepelerinde ölen akşam güneşinin ışıklarıyla süslenen Keşiş (Uludağ), batıda ince ve narin minareleri ile göklere yükselen İstanbul camileriyle görünür.
Fecr-i Âti şairlerinin yazdığı bir yığın akşam şiirinden İstanbul Akşamını ayıran başlıca hususiyet, mekânın belli ve somut bir yere ait olmasıdır.
İstanbul’a Bakışta Estetik Yönelim
İstanbul Akşamı tahlili yapılırken dikkati çeken bir başka nokta, burada İstanbul’a bakış tarzını uzun yıllar tesiri altında bulunduran Tevfik Fikret’in “Sis” şiirindeki o şeametli tarih ve sosyal görüşten uzaklaşılarak, daha sonra Yahya Kemal’in şiirlerinde görülecek olan estetik bakış tarzının kısmen de olsa belirmiş olmasıdır.
İstanbul Akşamının şairi Hamdullah Suphi, başka şiirlerinde İstanbul’a Tevfik Fikret’in gözüyle bakmıştır. Bu şiirde ise estetik görüş ön planda gelmektedir. Ancak onda Yahya Kemal’in dili ve üslubu bulunmadığı gibi, derin bir medeniyet anlayışı da yoktur.
Renk, Işık ve Sessizlik Unsurları
İstanbul Akşamı şiirinde, şairin dış âleme bakış tarzına Fecr-i Âti şairlerinin çok önem verdikleri renk ve ışık duygusu hâkimdir:
“Batan güneş”, “tozan savrulan gurub”, “uzak cebînini akşamla süsleyen dağ”, “yüksekte münzevî kızarıp parlayan Keşîş”, batıda “İstanbul’un büyük ve derin mâi gölgesi” ilh…
Bu unsurlar, İstanbul Akşamına tablo hüviyeti kazandıran resme has öğelerdir. Bunun yanında manzaranın başka bir özelliğini teşkil eden sessizliğe de özellikle işaret edilmiştir.
Mâbetler, Geçmiş Zaman ve Şekil
Şiirde mâbetler, şairi iki bakımdan ilgilendirir: geçmiş zaman ve şekil. Mâbetler daima “metrûk ve mün’azil unutulmuş zamanların hüznü ile” düşünülür ve “dağlar kadar kavî ezelî bir şekil” ile yükselirler.
Hamdullah Suphi’de mâbetler, İstanbul Akşamı şiirinde, Yahya Kemal’in şiirlerinde olduğu gibi millî ve dinî bir duygu uyandırmaktadır.
Şiirin Sınırları ve Estetik Konumu
İstanbul Akşamı, şairin dünyaya yalnızca gözleriyle baktığı, gölge, ışık ve şekilden başka bir şey görmediği bir şiirdir. Bu nedenle şiir satıhta kalır; insandan bahsedilmediği gibi, görülenin ötesine götüren derin bir mâna ve duygu da bulunmaz.
Bu özellikleriyle İstanbul Akşamı, pitoresk ile beraber sırlılık ve müphemlik duygularına da yer veren Fecr-i Âti şiirinden ziyade, Servet-i Fünuncuların “tablo-şiir”lerine daha çok yaklaşmaktadır.


