
Feminist – Memduh Şevket Esendal Hikâyesi İncelemesi
Memduh Şevket Esendal’ın Feminist adlı hikâyesi, büyük olaylara yaslanmadan gündelik konuşmalar üzerinden kurduğu anlatımıyla dikkat çeker. Hikâye, “feminist” kelimesinin anlamını öğrenmeye çalışan Sâlim Bey’in karşılaştığı tutumlar aracılığıyla yarı aydın tipini, cehaleti ve demagojiyi mizahî ve ironik bir üslupla görünür kılar. Diyalog temelli yapı, Çehov tarzı hikâye anlayışıyla birleşerek metni, zihniyet eleştirisinin güçlü bir örneğine dönüştürür.
İçindekiler (Hızlı Erişim)
- Feminist Hikâyesinin Türk Hikâyeciliğindeki Yeri
- Olay Örgüsünün Genel Yapısı
- Olay Örgüsünün Başlangıcı
- Vak’a Halkalarının Düzeni ve İşleyişi
- Sebep–Sonuç İlişkisi ve Anlatının Kurulumu
- Şahıs Kadrosunun İşlevi
- Yarı Aydın Tipinin Temel Özellikleri
- Anlatıcı, Diyalog ve Gösterme Tekniği
- Zaman, Mekân ve Anlatının Ritmi
- Mizah ve İroni
- Genel Değerlendirme
Feminist Hikâyesinin Türk Hikâyeciliğindeki Yeri
Feminist, 1908’den 1950’ye uzanan Türk hikâyeciliği içinde adı ilk sıralarda anılması gereken hikâyecilerimizden Memduh Şevket Esendal (1884–1952)’ın kaleme aldığı hikâyelerden biridir. Metin, yazarın Mendil Altında adlı kitabında yer alır ve Esendal’ın hikâye anlayışını hem tema hem de anlatım düzeyi bakımından açık biçimde yansıtır.
Bu hikâye, muhtevası dikkate alındığında, özellikle “yarı aydın tipinin gerçek yüzünü ortaya koyma” amacıyla kurgulanmıştır. Yazar, anlatıyı olay örgüsü etrafında sıkı biçimde şekillendirirken konu, mesaj ve şahıs kadrosunu bu amaca hizmet edecek şekilde ön plana çıkarır. Böylece edebî metnin kuruluşunda, verilmek istenen mesajın ve bu mesaja uygun seçilen konunun belirleyici rolü açık biçimde hissedilir.
Hikâyede yer alan kahramanlar, bireysel derinlikleriyle değil; temsil ettikleri zihniyetle anlam kazanır. Bu kişiler, mesajın okuyucuya daha açık ve etkili biçimde iletilmesini sağlayan figürler olarak konumlanır. Bu nedenle Feminist’in değerlendirilmesinde dikkatin öncelikle olay örgüsüne yöneltilmesi gerekir.
Olay Örgüsünün Genel Yapısı
Memduh Şevket Esendal’ın Feminist adlı hikâyesi, olay örgüsü bakımından kendisinden önceki Sami Paşazâde Sezâî ve Ömer Seyfettin, kendisinden sonraki Peyami Safa ve Sabahattin Ali hikâyelerinden belirgin biçimde ayrılır. Bu farklılık, hikâyede büyük olaylara, sert çatışmalara ve dramatik kırılmalara yer verilmemesinden kaynaklanır.
Feminist’te olay örgüsü, günlük hayat içinde insanların karşılıklı konuşmalarından oluşur. İntihar etme, kol kesme, düşmanla çatışmaya girme ya da insanı fizikî gücünü aşan sınavlara tâbi tutma gibi olaylar anlatının dışında bırakılmıştır. Gerilim ve entrika özellikle kullanılmaz. Esendal, hikâyesine doğrudan olayın anlatımıyla başlar; geniş insan ve mekân tasvirlerine yönelmez, ayrıntılı anlatımlarla sözü uzatmaz.
Bu anlatım tercihleri, metni doğrudan “Çehov Tarzı Hikâye” anlayışıyla ilişkilendirir. Memduh Şevket Esendal, 1920 sonrasında kaleme aldığı hikâyelerle Türk edebiyatında bu tarzın yerleşmesini sağlayan ve bu doğrultuda çok sayıda nitelikli eser veren ilk yazarlardandır. Feminist, bu anlayışın belirgin özelliklerini taşıyan metinlerden biridir.
Olay Örgüsünün Başlangıcı
Hikâyenin olay örgüsü, öğle yemeğine çıkmakta olan vilâyet memurlarından adını bilmediğimiz bir gencin, merdivenlerde ve İstatistik Müdürü Sâlim Bey’in önünde yüksek sesle
“- Ben feministim, feminist..”
diye bağırmasıyla başlar. Bu söz, anlatının tamamını harekete geçiren temel unsurdur.
Metinde özellikle vurgulanan bu “feminist” kelimesi, “Tilkinin kuyruğu gibi”, Sâlim Bey’in kafasına takılıp kalır. Kelimenin anlamını tam olarak bilmemesi, onu bu sözü bir “bilenden” öğrenmeye yöneltir. Böylece hikâyenin ilk vak’a halkası kurulmuş olur ve olay örgüsünü besleyecek zemin hazırlanır.
Bu noktadan sonra anlatı, Sâlim Bey’in “feminist” kelimesinin manasını öğrenme arzusu etrafında ilerler. Hikâyenin sonraki bölümleri, bu arzunun farklı kişilerle kurulan konuşmalar yoluyla sürdürülmesi üzerine inşa edilir.
Vak’a Halkalarının Düzeni ve İşleyişi
Feminist’in olay örgüsü, ilk sahneden sonra birbirini izleyen vak’a halkalarıyla genişler. Bu halkalar, yüzeyde bakıldığında farklı kişilerle yapılan konuşmalar gibi görünse de, tamamı aynı eksen etrafında şekillenir. Bu eksen, Sâlim Bey’in “feminist” kelimesinin anlamını öğrenme arzusudur.
Hikâyede, Sâlim Bey’in bu kelimeyi sorduğu kişiler ve ortamlar belirli bir sıraya göre ilerler. Aynı günün **“akşam üstü, merkez kahvesi”**nde Orta Mektep Hocası Aytaş Bey ve Sahil Sıhhiye Memuru Kerim Bey ile yaşanan konuşma, gelişme bölümünün ilk halkasını oluşturur. Bu sahnede kelimeye dair net bir açıklama yapılmaz; konuşma, bilgiçlik taslayan tavırlar ve kaçamak cevaplarla sonuçlanır.
Bunu, “o günlerde” Fransızca Hocası Cemil Bey ile yapılan konuşma izler. Cemil Bey’in açıklaması, kelimenin kökenine dair parçalı bilgilerle başlar; ancak kısa sürede dil meselesi, tercüme güçlükleri ve kişisel yakınmalarla dolu bir lakırdıya dönüşür. Böylece kelimenin anlamı yine belirsizliğini korur.
“Birkaç gün sonra, bir akşam üstü”, genç edip R. Raif Bey ile yapılan konuşma ise daha iddialı bir ton taşır. Bu kez “feminist” kavramı uzun ve süslü cümlelerle açıklanmaya çalışılır; ancak anlatım, somut bir tanım vermekten çok soyut ve dağınık düşünceler etrafında dolaşır. Ardından Recai Bey ve Hikmet Beyefendi ile yapılan konuşmalar gelir. Bu sahnelerde de kelimenin anlamı netleşmez; aksine her yeni cevap, belirsizliği biraz daha artırır.
Bu vak’a halkalarına, hikâyenin başındaki ilk sahne ve sonunda yer alan Sâlim Bey’in adının “Feminist”e çıkması eklendiğinde, olay örgüsünün yedi vak’a halkasından oluştuğu görülür. İlk halka giriş, son halka sonuç, arada kalan beş halka ise gelişme bölümünü meydana getirir.
Sebep–Sonuç İlişkisi ve Anlatının Kurulumu
Vak’a halkalarını birbirine bağlayan temel unsur, sebep–sonuç zorunluluğudur. Bu çerçevede sebep, “feminist” kelimesinin Sâlim Bey’in kafasına takılıp kalmasıdır. Sonuç ise, bu kelimenin anlamını öğrenememesi nedeniyle adının “Feminist”e çıkmasıdır.
Eğer Sâlim Bey, kelimenin anlamını en başta bilseydi ya da sorduğu ilk kişiden açık bir cevap alabilseydi, hikâye daha başlamadan sona erecekti. Böyle bir durumda anlatının temel mesajı da ortadan kalkmış olurdu. Bu nedenle anlamın sürekli ertelenmesi, hikâyenin varlık sebebini oluşturur.
Bu yapı, olaydan çok zihinsel bir sürece dayanan bir anlatım kurar. Dış dünyada büyük değişimler yaşanmaz; ancak kelimenin yarattığı rahatsızlık, Sâlim Bey’in iç dünyasında giderek büyür. Bu rahatsızlık, onu farklı insanlarla konuşmaya, tekrar tekrar sormaya ve sonunda istemeden de olsa yanlış bir kimlikle anılmaya sürükler.
Şahıs Kadrosunun İşlevi
Hikâyede yer alan şahıs kadrosu, olay örgüsünü ilerleten bağımsız karakterler olmaktan ziyade, belirli bir zihniyeti temsil eden tiplerdir. Aytaş Bey, Kerim Bey, Cemil Bey, R. Raif Bey, Recai Bey ve Hikmet Bey, farklı meslek ve sosyal konumlara sahip görünseler de, aynı ortak özelliği paylaşırlar: Hepsi birer yarı aydındır.
Bu kişiler, belli bir eğitim almış olmalarına ve çevrelerinde “bilgiç” olarak tanınmalarına rağmen, “feminist” kelimesinin anlamını bilmezler. Daha da önemlisi, bilmediklerini açıkça söylemekten kaçınırlar. Bunun yerine, kaçamak cevaplar verir, konuyu başka alanlara çeker ya da uzun konuşmalarla bilgi eksikliğini örtmeye çalışırlar.
Bu noktada Sâlim Bey, diğerlerinden kısmen ayrılır. O da kelimenin anlamını bilmez; ancak bilmediğini kabul eder ve öğrenmek ister. Bu özellik, onu hikâyenin merkezine yerleştirir ve tematik güç hâline getirir. Sâlim Bey olmadan, hikâyedeki vak’a halkalarının hiçbirinin anlamlı biçimde kurulması mümkün değildir.
Yarı Aydın Tipinin Temel Özellikleri
Feminist’te öne çıkan yarı aydın tipi, öncelikle cahillik vasfıyla belirginleşir. Hikâyede yer alan bütün kahramanlar, belli bir eğitim almış, devlet dairelerinde ya da eğitim kurumlarında görev yapmış ve çevrelerinde bilgi sahibi kişiler olarak tanınmış olmalarına rağmen, “feminist” kelimesinin anlamını bilmezler. Bu cehalet, yalnızca bireysel bir eksiklik olarak sunulmaz; daha geniş bir zihniyet sorununa işaret eder.
Yarı aydın tipinin ikinci ve daha belirleyici özelliği ise “bilmiyorum” dememesi ya da diyememesidir. Bu tutum, cehaleti kabul etmekten kaçınan bir zihniyetin sonucudur. Böyle bir durumda yarı aydın, kaçınılmaz olarak demagojiye sığınır. Demagoji, onun için geçici bir korunma aracıdır; bilgi eksikliğini örtmeye yarayan bir zırh işlevi görür. Ancak bu zırh, çoğu zaman kısa sürede yırtılır ve gerçek durum açığa çıkar.
Bu durumu en açık biçimde gösteren sahnelerden biri, Fransızca Hocası Cemil Bey’in “feminist” kelimesine dair yaptığı açıklamadır. Kelimenin kökenine ilişkin parçalı bilgiler, dil meselesi üzerine uzun yakınmalar ve dolambaçlı cümleler, bilginin yerini söz oyunlarının aldığını gösterir. Böylece yarı aydının gülünçlüğü, doğrudan bir yargı cümlesi kurulmadan ortaya konur.
Anlatıcı, Diyalog ve Gösterme Tekniği
Memduh Şevket Esendal, Feminist’i “hâkim bakış açılı (0) anlatıcı” ile kaleme almıştır. Ancak anlatma yetkisini bütünüyle anlatıcının tekeline bırakmaz. Anlatıcı, sık sık geri çekilir ve sözü kahramanlara bırakır. Böylece olaylar ve kişiler, doğrudan kendi konuşmaları aracılığıyla görünür hâle gelir.
Bu tercih, anlatıyı “tahkiye”nin monotonluğundan kurtarır ve “gösterme” tarzının en belirgin biçimlerinden biri olan **“diyalog”**u ön plana çıkarır. Hikâyede uzun betimlemeler ya da ayrıntılı iç çözümlemeler yerine, konuşmalar aracılığıyla karakterlerin zihniyeti açığa çıkarılır. Kahramanların kullandığı dil, verdikleri kaçamak cevaplar ve konuyu saptıran tutumları, onların bilgi düzeyini ve düşünce biçimini yeterince ele verir.
Anlatıcı, yalnızca hikâyenin son bölümünde daha belirgin biçimde yorumcu bir tavır takınır. Bu noktada, olayların doğal sonucu olarak ortaya çıkan durum açık edilir; ancak yine de sert bir yargıdan kaçınılır.
Zaman, Mekân ve Anlatının Ritmi
Feminist’te vak’a zamanının akışı, “akşam üstü”, “o günlerde”, “birkaç gün sonra” gibi ifadelerle belirginleştirilir. Bu zaman göstergeleri, olayların kronolojik seyrini takip etmek için yeterlidir. Vak’a zamanı, Sâlim Bey’in “feminist” kelimesini ilk kez duymasıyla başlar ve adının “Feminist”e çıkmasına kadar devam eder. Bu sürecin yaklaşık üç-beş aylık bir zaman dilimini kapsadığı söylenebilir.
Anlatıcı, bu zaman dilimini kesintisiz biçimde aktarmak yerine, geniş zaman atlamalarıyla verir. Böylece anlatı gereksiz ayrıntılardan arındırılır ve ritim korunur. Mekân unsuru da benzer biçimde sınırlı tutulur. Hikâyede yalnızca vilâyet binası merdivenleri ve merkez kahvesi gibi birkaç mekân adı geçer; bunlar ayrıntılı biçimde tasvir edilmez. Esendal, mekânı anlatının merkezine yerleştirmek yerine, konuşmalar ve zihniyetler üzerine yoğunlaşır.
Mizah ve İroni
Feminist’in en dikkat çekici yönlerinden biri, yazarın konuya ve kahramanlara karşı takındığı yumuşak, mizahî ve ironik tavırdır. Memduh Şevket Esendal, yarı aydın tipini eleştirirken sert, kırıcı ya da tahkir edici bir dil kullanmaz. Onun eleştirisi, doğrudan suçlayıcı ifadelerle değil; kahramanların kendi sözleri ve davranışları aracılığıyla yapılır.
Bu yaklaşım, yazarın “kara hikâye” anlayışından uzak durduğunu gösterir. Hikâyede fiilî çatışmaların yer almaması, mizah ve ironinin temel taşıyıcılar hâline gelmesini sağlar. Okuyucu, yarı aydınların cehaletini ve demagojisini, olayların doğal akışı içinde fark eder.
Genel Değerlendirme
Sonuç olarak Feminist, olaydan çok konuşmaya, dış çatışmadan çok zihniyete odaklanan yapısıyla Memduh Şevket Esendal’ın hikâyeciliğini temsil eden önemli metinlerden biridir. Hikâye, yarı aydın tipinin cehaletini ve bu cehaleti gizleme çabasını mizahî ve ironik bir üslupla ortaya koyar. Büyük olaylara ve dramatik gerilimlere başvurmadan, gündelik konuşmalar üzerinden güçlü bir eleştiri kurar.
Bu yönüyle Feminist, Türk hikâyeciliğinde Çehov tarzı anlatımın başarılı örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.


