
Daüssıla – Süleyman Nazif | Sürgün, Hasret ve Vatan
“Dâüssıla”, sürgün, vatan hasreti ve yabancılık duygularının estetik bir dil içinde birleştiği, Servet-i Fünun şiir anlayışıyla Yahya Kemal söyleyişinin kesiştiği dikkat çekici bir metindir. Süleyman Nazif bu şiirde, yaşadığı mekân ile zihninde taşıdığı vatan arasında derin bir karşıtlık kurar; güzellik bile gurbet duygusunu hafifletmeye yetmez.
İçindekiler (Hızlı Erişim)
- Şiirin Yazılış Süreci ve Tarihî Arka Plan
- Süleyman Nazif’in Edebî Konumu ve Etkilenmeleri
- Şiirde Yahya Kemal ve Tevfik Fikret Tesiri
- Şiirde Dil, Musikî ve Ses Düzeni
- Şiirin Muhtevası: Hasret, Tarih ve Tabiat
- Gurbet Mekânı ve Yabancılık Duygusu
- Rüzgâr Motifi ve Hapishane Duygusu
- Şiirin Sonu ve “Öte” Duygusu
Şiirin Yazılış Süreci ve Tarihî Arka Plan
Süleyman Nazif’in “Dâüssıla” adlı şiiri, şairin 1921 yılında Malta adasında sürgünde bulunduğu sırada kaleme alınmıştır. İstanbul’un işgali sonrasında İngilizler tarafından birçok Türk aydını gibi Süleyman Nazif de Malta’ya gönderilmiştir. Şiirin temel duygusal zemini, bu zorunlu ayrılığın ve vatan hasretinin oluşturduğu ruh hâlidir.
Şiir, hitabet ve yoğun duyarlılık açısından son derece elverişli bir konuya dayanmasına rağmen, ölçülü bir dil ve estetik kaygılarla yazılmıştır.
Süleyman Nazif’in Edebî Konumu ve Etkilenmeleri
Süleyman Nazif’in mizacı ve karakteri, özellikle Namık Kemal’i hatırlatır; nitekim gençlik yıllarında onun etkisi altında kalmıştır. Buna rağmen şair, basmakalıp bir vatan edebiyatına yönelmez. Bunun temel nedeni, Servet-i Fünun nesline mensup olması ve bu kuşağın estetik anlayışını benimsemesidir.
Şiirdeki vatanseverlik duygusu, Servet-i Fünunculara özgü ince tabiat ve güzellik duyarlılığıyla birleşir. Bunun yanında şiirde, üçüncü bir katman olarak Yahya Kemal’e has söyleyiş tarzının da izleri görülür.
Şiirde Yahya Kemal ve Tevfik Fikret Tesiri
Süleyman Nazif, Servet-i Fünun şairlerinin sıklıkla tercih ettiği nesir cümlesine yönelmez; Yahya Kemal gibi duygularını bir beyit ya da mısra yoğunluğunda ifade eder. Bazı dizelerde ulaşılan sade ve çıplak Türkçe, bu etkiyi açıkça ortaya koyar:
Gözümde kalmadı yer. gök. batar, çıkar, giderim…
Çocukluğumdaki rû’yâya benzeyen gözler.
Dumanlı dağların ağlar gözümde tüttükçe
Yabancıyım… Bana her şey yabanadır şimdi:
Bu mısralar, şairin Yahya Kemal’in tecrübesinden ne kadar başarılı biçimde yararlandığını gösterir. Bununla birlikte şiirin başka bölümlerinde Tevfik Fikret tesiri de hissedilir:
-Zemine münkcunm, ismini muğbemm-
Olunra yâdımı hısret-bkcn fezi-yı vatan
Bu dizelerdeki söz varlığı ve ifade tarzı, kuvvetle Rübâb-ı Şikeste şairini hatırlatır.
Şiirde Dil, Musikî ve Ses Düzeni
Süleyman Nazif, aldığı çeşitli etkileri aşarak bütünüyle kendine özgü bir şiir dili kuramamıştır; bu nedenle büyük bir şair olarak değerlendirilmez. Ancak “Dâüssıla”, estetik değeri yüksek bir şiirdir.
Şair, dil musikisi ile görselliğe hitap eden unsurlar ve muhteva arasında bir uyum sağlamayı başarmıştır. Şiirin hemen her mısrasında ve beyitlerinde, fark ettirmeden yürütülen bir ses düzeni bulunur. İlk mısrada aralıklı biçimde kullanılan (ş) ve (d) ünsüzleri ile (a) ve (u) ünlülerinin oluşturduğu ahenk dikkat çeker. İkinci mısrada ise (-el) ve (-ri) ses grupları birbiriyle karşılık kurar.
Özellikle Türkçe kelimelerden oluşan mısralardaki ahenk, sade ve çıplak söyleyişin etkisini daha da güçlendirir:
Gözümde kalmadı yer gök; batar, çıkar giderim.
Dumanlı dağların ağlar, gözümde tüttükçe,
Bu mısralar, Türkçenin en güzel dizeleri arasında sayılmaya değerdir.
Şiirin Muhtevası: Hasret, Tarih ve Tabiat
Şiirin muhtevası, biçimi kadar dikkate değerdir. Metin boyunca çeşitli duygular bir araya gelerek zengin bir terkip oluşturur. Tarih duygusu, çocukluk hatıraları, içinde bulunulan mekân ve hasret duygusu ile vatana ait tabiat manzaraları iç içe geçer.
Süleyman Nazif, yurdu “kerime-i târih” olarak görür. Bu vatan anlayışı, tıpkı Türkçe mısra kurma zevki gibi, büyük ihtimalle fikirlerine önem verdiği Yahya Kemal’den gelmektedir. Ancak “Dâüssıla” şiirinde dış dünyaya ait unsurlar, zamana dair unsurlardan daha ağır basar.
Gurbet Mekânı ve Yabancılık Duygusu
Şairin içinde bulunduğu mekân ile uzaktan varlığını hissettiği vatan toprakları arasında belirgin bir tezat vardır. Bulunulan yer güzeldir; fakat şaire yabancıdır. Bu yabancılık, dış güzelliği bile bir eziyete dönüştürür:
Zevahirin beni ta’ıib eden güzelliğine.
Bu düşünce, altıncı beyitte yeniden vurgulanır:
Dumanlı dağların ağlar, gözümde tüttükçe.
Olur mchâan-ı gurbet dr başka işkence.
Vatan topraklarında açan çiçeklerin kokusu, esen rüzgârların teması, doğan ve batan güneşin aydınlığı bambaşkadır. Şairin gurbet duygusunu derinleştiren esas unsur, çevresine “yabancı” oluşudur:
Yabancıyım bana her şey yabanadır şimdi
Garibiyim bu yenn şevki yok. harareti yok.
Rüzgâr Motifi ve Hapishane Duygusu
Yedinci, sekizinci ve onuncu beyitlerde tekrar edilen rüzgâr motifi, Divan ve Halk edebiyatlarında genellikle hasret ve kavuşma duygularının sembolü olarak kullanılır. Ancak Süleyman Nazif’in şiirinde rüzgâr, şairin ruhuna da yabancıdır. Çevreyle bağların kopması, onda bir “hapishane” hayali uyandırır.
Şiirin Sonu ve “Öte” Duygusu
Şiirin sonunda özleyiş duygusu, süslü bir anlatıma başvurulmadan, tek bir jestle ifade edilir. Vatanını özleyen şair, “bulutlardan semâ-yı şarkı sual eyler”.
“Dâüssıla”yı etkileyici kılan unsurlardan biri de şiirdeki “öte” duygusudur. Burada her şey yabancı, ilgisiz ve sıkıcıdır; buna karşılık ötede, ruhun sıkı sıkıya bağlı olduğu mutluluk ve güzellik dolu bir ülke vardır: Vatan.
Şiirde insan olarak yalnızca şairin kendisi bulunur. Zamirlerden de anlaşılacağı üzere bu metin bir “ben” şiiridir. Şair, vatanı beşerî bir dünya olmaktan çok, “güzel bir tabiat manzarası” olarak algılar. Mekânın zaman ve insana üstün gelmesi, Süleyman Nazif’i Servet-i Fünunculara yaklaştıran belirgin bir çizgi olarak öne çıkar.


