
Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi Tahlili – Abdülhak Şinasi Hisar
Abdülhak Şinasi Hisar’ın Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi adlı anlatısı, Nizamî Bey’in şahsında şekillenen bir portre hikâyesidir. Hikâye, bir insanın çevresiyle kurduğu ilişkiyi, hakkında dolaşan rivayetleri ve iki ayrı hayat safhasında aldığı farklı görünümleri merkeze alır. Anlatı boyunca değişen şey Nizamî Bey’in zenginlik ve yoksulluk şartları içinde benimsediği alafranga ve Bektaşi babası tavırlarıdır. Hisar, bu tip üzerinden aşırılık, gösteriş ve ölçüsüzlük meselelerini, çevrenin bakışıyla birlikte ele alır.
İçindekiler (Hızlı Erişim)
- Abdülhak Şinasi Hisar ve Hatıraya Dayalı Anlatım
- Fahim Bey ve Biz’ten Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi’ne
- Anlatım Tarzı ve Rivayetlerin İşlevi
- Sosyal Çevre İçinde Şahsiyetin Kuruluşu
- Nizamî Bey Portresi ve Yapının Temel Dayanağı
- Portre Hikâyesi ve Tezat Unsuru
- Alafrangalık ve Bektaşi Babalığı
- Aşırılık, Üslûp ve Çevrenin Hükmü
- Gösteriş, Komiklik ve Mekanik İnsan
- Bektaşi Babalığı ve Sahte Tavır
- Çevre, Yan Tipler ve Sonuç
Abdülhak Şinasi Hisar ve Hatıraya Dayalı Anlatım
Fahim Bey ve Biz’ten Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi’ne
Abdülhak Şinasi Hisar, ilk romanı Fahim Bey ve Biz’i 1941 yılında, elli iki yaşındayken yayımlamıştır. Bu romanında olduğu gibi, yazılarının büyük bir kısmında da II. Abdülhamid devrinde geçen çocukluk ve ilk gençlik hatıralarından yararlanır. Aradan geçen zaman, bu hatıralara kendiliğinden bir sanat eseri havası kazandırır. Anlatma gücüne sahip bir yazar için hatıralar, çok sayıda hikâye konusunun kaynağı hâline gelir.
Hatıralara dayalı hikâyelerde iki unsur belirgindir: bizzat yaşanmış hayat tecrübesi ve geçmiş zaman havası. Abdülhak Şinasi Hisar’ın hikâyesinde bu iki unsur açık biçimde görülür. Bununla birlikte Hisar, yalnızca hatıralarını aktaran bir yazar değildir. Kendine özgü bir üslûbu vardır ve üslûba büyük değer verir. En küçük hatıra kırıntılarını bile bir kuyumcu titizliğiyle işler. Bu yönüyle, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi, “geçmiş zaman zevki”ni ve “geçen anları sanat yoluyla ebedileştirme” düşüncesini benimser. Bu anlayışın kaynakları arasında Marcel Proust ile Yahya Kemal bulunur.
Anlatım Tarzı ve Rivayetlerin İşlevi
Sosyal Çevre İçinde Şahsiyetin Kuruluşu
Hisar’ın hikâye anlayışında dikkati çeken özelliklerden biri, bir kişiyi yalnızca kendi gözlemlerine dayanarak anlatmamasıdır. O, şahsı çevresindeki insanların görüşleri, kanaatleri ve rivayetleri aracılığıyla da tanıtır. Bir şahsın etrafında dolaşan söylentiler, onun hakkında ayrı bir anlam ve değer taşır. İnsan, başkalarıyla birlikte yaşadığı için sosyal bir varlıktır; çevredeki insanların hükümleri, ona bir “sosyal şahsiyet” kazandırır. Bu hükümler bazen asıl kişiyi tanımayı zorlaştırır, bazen de insanları başkalarının gördüğü biçimde tanımamıza yol açar.
Abdülhak Şinasi Hisar, Fahim Bey ve Biz’te kullandığı bu anlatım tarzını Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi’nde de sürdürür. Hikâyenin kahramanı Nizamî Bey, doğrudan doğruya anlatılmaz; çevresindeki insanların bakış açılarıyla tanıtılır. Bu yöntem, Nizamî Bey’e bir efsane kahramanı havası kazandırır. Akrabalık ilişkilerinin sıkı olduğu, yakın akrabaların büyük konaklarda birlikte yaşadığı eski devirlerde her şahıs, etrafında bir “dedikodu halesi” taşırdı. Hisar’ın hikâyesinde dikkati çeken yön, Nizamî Bey’in bu dedikodu halesi içinde sunulmasıdır. Bu sayede okuyucu, yalnızca Nizamî Bey’i değil, çevresindeki bazı kişileri de tanıma imkânı bulur.
Nizamî Bey Portresi ve Yapının Temel Dayanağı
Portre Hikâyesi ve Tezat Unsuru
Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi, bütünüyle bir portre tasviri niteliği taşır. Hikâye boyunca Nizamî Bey’in çeşitli özellikleri, farklı yönleriyle ortaya konur. Nizamî Bey, hem şahsiyetiyle hem de davranışlarıyla çevresinin dikkatini çeken, tuhaf ve alışılmadık özelliklere sahiptir. Hikâye, onun şahsında iki ayrı devri ve bu devirlerin çevre üzerindeki yansımalarını birlikte gösterir. Nizamî Bey’in her iki devredeki davranışları da çevresi tarafından yadırganır.
Bu durum, hikâyenin temel yapısını oluşturan tezat unsurunu ortaya çıkarır. Hikâyenin ana fikri, bu zıtlığa dayanır. Karakter ve şahsiyet denildiğinde bütünlük ve süreklilik anlaşılır. İnsan, mizacına göre belli davranışlar benimser ve bunları kolay kolay değiştiremez. Çevrenin etkisi olmakla birlikte, bu değişimler sınırlıdır. Nizamî Bey’in hayatında esas değişen mizaç ve karakter değil, iki ayrı dönemde aldığı farklı şekillerdir.
Alafrangalık ve Bektaşi Babalığı
Nizamî Bey, iktisadî durumunun bozulmasından sonra aklî dengesini kaybeder. Aşırı alafranga yaşayış tarzını terk ederek, bu defa Bektaşi babası olduğunu iddia eder. Bu değişim iki sebebe bağlanır: Birincisi, Nizamî Bey’in bütün servetini kaybetmesi; ikincisi ise “zaten kuş kadar olan” aklının tamamen uçmasıdır.
Nizamî Bey’in alafrangalığı, ölçüsüzlüğü ve akla dayanmayan davranışlarıyla gülünç bir hâl alır. Yaptığı hareketlerin tamamı bu gülünçlüğü besler. Buna rağmen, Nizamî Bey’in hayatında değişen şey esasen karakteri değil, içinde bulunduğu şartlara göre benimsediği dış görünüştür. Gösteriş, onun karakterinin temel özelliklerinden biridir. Gösteriş, sahte tavırlarla başkalarına kendini sevdirmek ve kabul ettirmek arzusundan doğar.
Alafrangalıkta da Bektaşi babalığında da kolayca taklit edilebilen bir dış görünüş vardır: kılık, kıyafet, dil ve üslûp. Nizamî Bey, zengin olduğu dönemde alafrangalığı; fakir düştüğünde ise Bektaşi babalığını benimser. Ancak bu iki tavırda da içten gelen bir gelişme yoktur. Gerçek bir Avrupalı veya gerçek bir mistik olmak için gerekli olan derin yöneliş, çaba, terbiye ve olgunlaşma söz konusu değildir. Bu nedenle dıştan alınan bu tavırlar, şartlar değiştiğinde kolayca terk edilir.
Aşırılık, Üslûp ve Çevrenin Hükmü
Gösteriş, Komiklik ve Mekanik İnsan
Nizamî Bey’in şahsiyetinde dikkati çeken en belirgin özelliklerden biri aşırılık ve ölçüsüzlüktür. Bu durum yalnızca davranışlarında değil, kılık kıyafetinde ve yaşayış biçiminde de açıkça görülür. Sahip olduğu servet sayesinde devrin modasına uyar; ressamların tablolarını satın alır, köşküne Mösyö Lange’nin orkestrasını getirir, Büyükada’nın kibarlarını davet ederek müsamere verir. Hazır paranın sağladığı imkânlar, onun acaip meraklarını besler. Sokakta kullanılmayacak kadar kıymetli maddelerden yapılmış bastonlar, her renkten kırk çift potin ve çizme bu aşırılığın somut örnekleridir.
Komikliğin temel sebeplerinden biri olan ölçüsüzlük, Nizamî Bey’in şahsında belirginleşir. Yan yana dizilmiş kırk çift ayakkabı çocukları güldürür. Bu gülünçlük, yalnız eşyalarda değil, Nizamî Bey’in bedeninde ve tavırlarında da görülür. Yazar, onun portresini ayrıntılı bir tasvirle çizer. Renkler, hareketler ve duruş, Nizamî Bey’i yaylı bir oyuncak ya da kukla izlenimine yaklaştırır. Bu durum, insanın düşünme ve irade gücünü yitirmiş bir makineye benzemesi hâlinde gülünçleştiği fikrini ortaya koyar. Hayatın akışı içinde donmuş bir tavır, kişiyi komik kılar.
Bektaşi Babalığı ve Sahte Tavır
Nizamî Bey’in Bektaşi babalığı da alafrangalığı gibi dıştan alınmış, ölçüsüz ve iğreti bir tavırdır. Bu hâl, kılık ve davranışlardaki uygunsuzlukla kendini gösterir. Yazar, bu ikinci safhada Nizamî Bey’i Hacivat’a benzetir. Burada da insanî derinlik yoktur; davranışlar mekanik ve tekrarlıdır. Dervişlik, Nizamî Bey için yalnızca taç, hırka ve müridden ibaret bir dış görünüş hâline indirgenmiştir. Gerçek mistik anlayışla arasında bir bağ kurulmaz.
Bu safhada kullanılan üslûp, portre tasvirindeki bağırgan anlatımdan farklıdır. Yazar, daha çok bıyık altından gülme şeklinde bir anlatım benimser. Bu üslûp farkı, Nizamî Bey’in hayatının ikinci döneminde benimsediği tavrın niteliğiyle uyumludur.
Çevre, Yan Tipler ve Sonuç
Hikâyede çevre önemli bir rol oynar. Nizamî Bey hakkında akrabaların ve tanıdıkların hükümleri, dedikodu havası içinde aktarılır. Bu hükümler, onun davranışlarıyla tezat oluşturur. Çevre, hikâyenin ikinci bir kahramanı hâline gelir. Nizamî Bey’in annesi, safiyet ve batıl inançla çizilir; Hüseyin Ağa ise halkın sağduyusunu temsil eder. Hüseyin Ağa’nın “Bizim Küçük Bey delidir vesselam!” sözü, çevrenin hükmünü açık biçimde ifade eder.
Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi, bir vak’a hikâyesinden çok bir tip hikâyesidir. Nizamî Bey’in iki safhalı hayatı, mirasyedilik ve parasızlık şartları içinde şekillenir. Hayatın gerçeklerini tanımadığı için sathî yaşayan bu tip, dış görünüşü gerçeğin yerine koymaya çalışır.


